Viyana Flohmarkt’ta Antika Avcılığı (1. Bölüm)
SAKLI HAZİNELERİN MERKEZİ FLOHMARKT (BİTPAZARI) MODERN ÇAĞIN HAZİNE AVCILARI VİYANA’DA!
Yazı: Fedai Çakır
Dedektörle Değil, Bilgiyle Kazanılır
Elinizde dedektörle saklı altınları, mücevherleri aramanıza gerek yok. Hafta sonları Viyana’da kurulan Flohmarkt ve ikinci el pazarlarını gezerek hem eğlenebilir hem de alıp satabileceğiniz objeler, tablolar ve sanat eserleri bulabilirsiniz. Dedektörle bulma şansınız yok belki; ama doğru bilgiyle, doğru zamanda oradaysanız kazanma ihtimaliniz her zaman vardır.
Antika merakım bundan yaklaşık üç yıl önce başladı. İlk zamanlar büyülenmiş gibiydim. Beğendiğim her objeyi, her tabloyu almak istiyordum. Açıkçası benimki al-sat yapmaktan çok biriktirme, hatta biraz da istifçilikti.
Zamanla bilinçlendim. Daha seçici olmaya başladım. Elimdeki fazla objeleri çıkarmam gerektiğini fark ettim. Satış yollarını araştırdım, denedim ve öğrendim. Hırsla aldığım ürünlerde bile ya zarar etmedim ya da küçük kayıplarla çıktım. Çoğunlukla ise kârlı sattım. Böylece hobim, asli işimin yanında gelir getiren bir uğraşa dönüştü.
Bu yazımda, Viyana seyahatimde yaptığım “Antika Avcılığı”nı anlatacağım.

İlk Viyana Ziyareti – Ocak 2020
Bir etkinlik için davetliydim. Daha İstanbul’dayken internet üzerinden Viyana’daki bitpazarlarını araştırdım. Kaldığım otel şehir merkezine yaklaşık 80 km uzaktaydı. Cuma akşamı geç saatte otele vardık.
Yanımda çocukluk arkadaşım Mazlum vardı. Yıllar önce Viyana’ya yerleşmişti. Havaalanında karşılaştık, özlemle sarıldık ve seyahat boyunca birlikte hareket ettik.
Antika avcılığına başladığınızda normal alışkanlıklarınız değişir. Benim de öyle oldu. İki saatlik uykuyla erkenden kalkıp kahvaltıya indim. Çünkü pazara erken gitmek şarttır.
Önemli bir not:
Eğer değerli bir şey bulmak istiyorsanız pazar kurulurken orada olmalısınız. Rakipleriniz de sabahın köründe aynı amaçla orada olacaktır.
Otelin hemen yanındaki binanın altında kurulan küçük bitpazarını görünce şaşırdım. Ama “İstanbul’un taşı toprağı altın” misali, ilk gün çalışmaya başlamayayım diyerek hiçbir şey almadım. Sonradan pişman oldum; aslında para edecek birkaç şey vardı.
İlk Kazançlar
Cumartesi günü Mazlum’la Viyana’daki ikinci el pazarına gittik. Daha çok evini boşaltan insanlar vardı. Antika azdı ama fırsat çoktu.
Bir Avusturyalıdan gümüş köstekli saati 10 Euro’ya aldım.
İstanbul’da 350 TL’ye (yaklaşık 50 Euro) sattım.
Aldığım yüzük ve çakmaklardan yaklaşık 150 Euro kâr ettim.
Ama asıl sürpriz tablolardı.

Evini boşaltan Afgan bir satıcıdan iki yağlı boya tabloyu, hafif yırtıkları olduğu için 20 Euro’ya aldım. Birinin tarihi 1945’ti, diğeri daha eski bir nü çalışmaydı. Tamir ettirdim. İkisine 5.000 TL teklif aldım. Şimdilik koleksiyonumda tutuyorum.
İlk gün yaptığım alışverişin parası çıktı, hatta fazlasıyla kâr ettim.
Naşmarkt Flohmarkt – Asıl Av
İkinci gün hedefimiz Naşmarkt’taki Flohmarkt’tı.
Uçakla döneceğim için hafif ve taşınabilir şeyler almaya karar verdim:
- Fotoğraf makineleri
- Eski film oynatıcılar
- Saatler
- Çakmaklar
- Yüzükler

Ancak günün en büyük sürprizi takvim yaprakları olacaktı.
Flohmarkt’ta tanıştığım Türk bir ikinci el satıcısının deposuna gittik. Gravürler ve küçük tablolar aldım. Çıkarken:
“Sen bu tarz şeyleri seviyorsun, şu takvimlere bak. İçleri gravür dolu.” dedi.
Normalde yapmayacağım bir şey yaptım. İncelemeden iki takvime 20 Euro verdim. Aslında 200 Euro istiyordu. “Hediye olsun,” dedim. Kabul etti.
Gerçek Sürpriz
Bagaj limitimi aştığım için takvimleri yanımda getiremedim. Mazlum bir ay sonra Antalya’ya gelecekti; ona bıraktım.
Bir ay sonra takvimleri teslim aldım. Üç gün bakmadım bile.
Sonra açtım.
Bir takvim 3 aylıktı ve içinde 4 gravür vardı.
Diğeri 2 aylıktı ve içinde 6 gravür bulunuyordu.
Hepsi Avusturyalı iki ünlü sanatçıya aitti.
Ve ıslak imzalıydılar.
Değerleri 2.000 – 5.000 TL arasındaydı.
İşte antika avcılığı budur.
Öğrendiğim En Önemli Ders
Fiyatı belirleyen iki şey vardır:
- Alıcı
- Zaman
Viyana’da Ocak 2020’de 3 günlük bir av yaptım.
Mart 2020’de iki hafta sonu daha fırsat buldum. Yeni yerler keşfettim, yeni objeler aldım.
Onların hikâyesi bir sonraki yazıda…

Bir etkinlik için davet edilmiştim. İstanbul’dan Viyana’ya varmadan internet üzerinden antika pazarı ve bitpazarlarını araştırdım. Kaldığım otel Viyana’ya 80 km. kadar uzaktaydı. Cuma akşamı geç saatte otele varmıştık. Yanımda, İstanbul’da beraber büyüdüğüm, aynı okulda okuduğum mahalleden çocukluk arkadaşım Mazlum da vardı. Mazlum, yıllar önce Viyana’ya yerleşti ve o gün beni havaalanında karşılayanların arasındaydı. Özlemle sarıldık ve seyahatim boyunca hiç ayrılmadık. Antika Avcısı olmaya başladığınızda normal yaşantınızdan, normal davranış şekillerinizden ödün verirsiniz. Ben de öyle yapıyordum. İki saatlik uykunun yetmesiyle erkenden kalkıp kahvaltı salonuna indim. Mazlum’la bitpazarına gitmek için sözleşmiştik. İlk sürprizi, otelin hemen yanındaki binanın altında kurulan bitpazarını görünce yaşamıştım. Şöyle önemli bir notu sizlerle paylaşmak isterim: Eğer para edecek nadide şeyler bulmak istiyorsanız pazar kurulurken orada olup hızlıca bazı şeyleri seçip almanız gerekiyor. Çünkü rakipleriniz de aynı şekilde sabahın köründe aynı amaçla orada bulunuyor olacaktır. Metin Akpınar ile Zeki Alasya filmlerinden birinde İstanbul’a gelirler; Metin yerde para görür almak için eğilir, vazgeçerek doğrulur ve “Aman,” der, “ilk günden çalışmaya başlamayayım.” İstanbul’un taşı toprağı altın, denmiştir ona nasılsa. Ben de aynı kafayla olsa gerek otelin oradaki pazardan hiçbir şey almadım. Sonra düşündüğümde para edecek birkaç şey bulmuştum hâlbuki. Cumartesi günü Mazlum’la, Viyana’da kurulu olan ikinci el pazarına gittik. Burası antika eşyadan çok ikinci el satan insanlarla doluydu ama antika sayılabilecek ürünler de vardı. Bir de işin garip yanı ben İngilizce konuşup derdimi anlatmaya çalışırken pazarda çok sayıda Türkçe bilenin olmasıydı. Bir Avusturyalıdan gümüş köstekli saati 10 Euro’ya satın aldım. İstanbul’da 350 TL’ye (Yaklaşık 50 Euro) sattım. Üç-dört yüzük ve çakmak almıştım, onlardan da yaklaşık 150 Euro kadar kar ettim. Ama asıl tablolardan iyi anladığımı düşünürüm ve orada, evini boşaltan Afganlı bir arkadaştan iki yağlı boya tablo satın aldım. Hafif yırtıkları olduğu için ucuza alarak ikisine 20 Euro verdim. Birinin tarihi 1945, diğeri ondan daha eski nü bir tabloydu. Tabloları tamir ettirdim ve ikisine 5000 TL teklif aldım ama şimdilik koleksiyonumda kalmaları için elimde tutuyorum. Avusturya’dan ilk gün aldığım bira bardağım, fotoğraf makinelerim ve gravür tablolarım var. Onları da daha satışa çıkarmadım. İlk gün aldıklarımdan sonrasında harcadığım param çıktı ve fazlası ile kâr da ettim. Elimde halihazırda satabileceğim birçok ürün bulunmakta. İkinci gün Naşmark’ta kurulan Flohmarkt’a gitmeyi kararlaştırdık. Gitmeden önce alacaklarımı kafamda belirlemiştim.
Uçakla döneceğimden hafif, taşınabilir şeyler alacaktım. Daha çok fotoğraf makinesi, eski film oynatıcılar, saat, çakmak, yüzük gibi şeyler aldım. Ama günün bana en büyük sürprizi daha sonra İstanbul’a gelince öğreneceğim takvim yaprakları olacaktı. Flohmarkt’ta tanıştığım Türk ikinci el antika işi yapan bir abinin deposunu da ziyaret etmiştim. Ondan da birtakım şeyler aldım; özellikle gravür ve ufak tablolar. Alışverişi bitirip çıkarken, “Sen bu tarz şeyleri seviyorsun, şu takvimlere bak, içleri gravür dolu,” dedi. Üstünkörü baktım ama inceleme fırsatım olmadı.
Normalde hiç yapmayacağım bir şeyi yaparak ve incelemeden ikisine 20 Euro verdim ve “Bunları satın almış olmayayım, senin hediyen olsun,” dedim. Çünkü 200 Euro istiyordu onlar için. İtiraz etmedi ve takvim yapraklarını alıp çıktım depodan. Otel uzak olduğundan arkadaşımda kalmaya başlamıştım. Evde bavullarımı hazırlarken bir bavul tablo ve gravürle doldu. Bir bavul da fotoğraf makinesi ve diğer aldıklarımla doldu. Bagaj limitimi çoktan aşmıştım bile. Yanıma, yukarıda sattığımı söylediğim iki tablo ile son anda aldığım takvim gravürlerini alamadım. Arkadaşım bir ay sonra Antalya’ya tatile gelecekti, ona, getirmesi için bıraktım. Yaklaşık bir ay sonra elimde olan takvim gravürlerini havaalanından alıp eve getirip bir kenara atarak üç gün boyunca bakmamıştım. Sonra açıp bakayım dedim. Ve işte sürpriz… Takvimlerin biri 3 aylıktı ve içinde 4 tane gravür bulunuyordu, diğeri 2 aylıktı ve içinde 6 gravür vardı Gravürler Avusturyalı iki ünlü sanatçıya aitti ve ıslak imzalıydılar. Yaklaşık olarak değerleri 2 ile 5 bin TL arasındaydı. Unutmamanız gereken en önemli husus, fiyatları, alıcının ve sattığınız zamanın belirlediğidir. Viyana’da Ocak 2020’de 3 günlük, kısa bir Antika Avcılığım olmuştu. Mart 2020’de 15 gün geçirdiğim dönemde iki hafta sonu Antika Avcılığı fırsatım oldu. Yeni yerler keşfedip yeni şeyler satın aldım. Onların hikâyesi de bir sonraki sayıda…